19 Haziran 2017 Pazartesi

Portekiz'in İnanç Merkezi Braga

Portekiz gezimizin ikinci durağı, Porto’ya yaklaşık 45 dakikalık bir mesafede Portekiz’in kuzeyinde yer alan Braga şehri, eski adıyla “Bracara Augusta”. Şehir Bracari adında bir Kelt Kabilesi tarafından kurulmuş, daha sonra ise Romalılar tarafından işgal edilen bölge, 11. yüzyılda ülkenin dini başkenti ve büyük bir başpiskoposluğun merkezi haline gelmiş. Avrupa’nın güneybatısında, İber Yarımadası üzerinde yer alan ve Portekiz’in en büyük 3. şehri Braga’da bu yüzden oldukça fazla kilise ve katedral bulunuyor.  
Dini inançlarına ve geleneklerine bağlı olan halkın koyu bir Katolik olduğunu öğreniyoruz.  Avrupa’nın en çok kilisesine sahip olan Braga, geçmişinde olduğu gibi bugün de Portekiz’in inanç merkezi olarak kabul ediliyor. Şehrin tarihi ise bir hayli eski. Milattan önce 21. Yüzyılda kurulmuş olan şehrin,  İber Yarımadasının Hristiyanlaşmasında büyük rol oynadığı biliniyor.
Portekiz’in Braga kenti, neolitik çağdan ve Roma döneminden günümüze kadar gelebilen tarihi yapılarıyla oldukça gizemli. 
Biz bu gezimizi Haziran’ın ilk haftasında, ne çok sıcak, ne de soğuk bir mevsimde gerçekleştirdik. Yemyeşil parkların, cepheleri renkli çinilerle kaplanmış, ferfojelerle çevrili küçük balkonlarında rengârenk çiçeklerle bezenmiş evlerin... pırıl pırıl tarih kokan sokaklarında; kiliselerin, katedrallerin, şapellerin arasında, mütemadiyen kulağımıza gelen çan sesleri eşliğinde... farklı kültürlerin izlerini taşıyan bir coğrafyada bulunmanın verdiği heyecanı içinde, hoşça zamanlar geçirdik Braga'da.  Hava koşulları ise son derece idealdi. Bu yüzden, doğal ve tarihi dokuyu bozmadan günümüze dek uzanmış olan Braga sokaklarında dolaşmak çok keyifliydi.  
Dağların İsası Kilisesi 
(Bom Jesus De Monte) 
Ancak biz Braga gezimizi, şehir merkezinden önce, bu tarihi şehre tepeden kuşbakışı bakacağımız Braga’nın önemli kutsal yerlerinden biri olan Dağların İsası Kilisesiden (Bom Jesus De Monte)  başlatıyoruz. 

Yemyeşil ağaçlarla kaplı ormanlık alandan kıvrıla, büküle tur aracıyla çıkıp, şehre hakim tepeye  vardığımızda  uzaklardan Braga’ya el sallamak…asırlık çağlara  ‘selam vermek’ gibi! katedralin konumu ise harika.
Muhteşem görüntünün cazibesi içinde nereye bakacağımızı, hangi kareyi çekeceğimizi bilemez halde çevreyi kolaçan ederken, alanın tam ortasında dikkatimizden kaçmayacak bir nostalji rüzgarı esiyor.

Orta yaşın üzerinde Portekizli bir amca, turistlerin ilgi odağı, bizim için ise tam da aradığımız şey!. Çünkü o, artık bir nostalji olan 1950'li yılların körüklü fotoğraf makinası ile çekim yapıyor. 


Hemen deneyimlemek istiyoruz biz de ve antik kamerasının arkasına geçen fotoğrafçıya dikkat kesilerek pozumuzu veriyoruz.  Fotoğrafçı  siyah örtünün altına kafasını geçirerek eli ile işaret ediyor bize ‘hazır mısınız’ diyor.  Veeee şip şak fotoğrafımızı çekiyor. Ardından fotoğrafın suda banyo edilme süreci, birkaç havalandırma hareketi ile kurumasını sağlayarak işlemi tamamlıyor. Finitto :)

Böylece siyah beyaz fotoğrafımız, güne damgasını vuruyor. Nostaljiyi sevenler, birbirini her yerde buluyor. Portekizli amcamız da çok sevimli, karakteristik yüzü ile tıpkı eski filmlerdeki gibi…

Ben hangi yıldız olsam ki bu sahnede? Grace Kelly mi, Ava Gardner mi, yoksa Sophia Loren mi olsam!.. ben, ne o, ne bu, ne de şu olsam!..halis Türk kızı olurum işte. Biraz Türkan Şoray, biraz Fatma Girik, biraz da Filiz Akın… :) yanımda ki delikanlı da, biraz Ayhan Işık, biraz Tarık Akan, biraz da Ediz Hun olur.. bu kadar hayali cihan yeter ama değil mi ;))) hayal kuşu bendeniz :) bayılıyorum hayal kurmaya.. … içinde biraz gerçek, biraz masallardan ödünç alıp, serpiştiriyorum ruhuma.. iyi geliyor, nasılsa denemesi bedava ;) neyse efendim fazlaca dağılmayalım ;) ayaklarımızı yere basalım artık değil mi:)) 

Ve çevreyi keşfe devam edelim. Tepeden manzaramız harika!. Karşımızda ise bir grup siyahlar giymiş kız öğrenciler var, belli ki dini eğitim alıyorlar, onlar da tepeden kuşbakışı Braga’ya bakıyorlar ve günün anısına toplu halde birer hatıra fotoğrafı çektiriyorlar. (en üstteki foto)
Bom Jesus Katedrali'nin içi..


Bom Jesus Katedrali 1784-1757’de Carlos Amerante tarafından neoklasik tarza çevrilmiş.  Katedral Hıristiyanlık alemi için bir yol gösterici niteliğinde önemli bir misyona hizmet etmek amacıyla kurulmuş. 
Biz içeride sessizce bir iki görüntü alıp dışarıya çıkıyoruz. Daha basamaklardan aşağıya ineceğiz. 

Turumuzun zamandan bize tasarrufu ise tapınak ziyaretimizi aşağıdan değil, tepeden başlatmak oluyor. 1882’de kutsal alana ulaşımı kolaylaştırmak için Bom Jesus Füniküler Tramvay kurulmuş. İlk füniküler bugün halâ kullanılmakta. 


116 metre (381 fit)  tırmanarak çıkılan merdivenleri biz yürüyerek inmeyi tercih ediyoruz,  arzu edenler de ilk suyla çalışan füniküler tramvay ile yeşillikler arasından kayarak aşağıya iniyor ve yine aynı şekilde yukarıya çıkıyorlar.

Anıtsal bir tapınak olan Bom Jesus’a barok tipi merdivenlerle zik zaklar şeklinde basamak basamak çıkılıyor. 650 basamakla çıkılan bu muhteşem yapı, Kuzey Portekiz’in granit yapılarının en güzel örneği. Dindar insanlar kutsal günlerde bu basamakları dizlerinin üzerinde çıkarak kutsal mekana ulaşıyorlarmış.


Merdivenlerin, hem yukarıdan aşağıya, 
hem de, aşağıdan yukarıya görüntüsü 
ve İsa’nın Tutkusu’nu gösteren
 heykelleriyle
inanılmaz güzel. 


Merdiven ve kilise üzerindeki eserler 18. Yüzyıla ait.

Zik zaklar çizerek inerken, her indiğimiz merdiven boşluğunda beş duyuya (görme, koklama, işitme, dokunma tatma) adanmış çeşmeleri görüyoruz.   
Kimin de su fıskiyesi ağızdan akarken, kimin de burundan, kimin de kulaktan akıyor, hepsi çok ilginç ve anlamlı. 

Üçüncü merdiveni bir zik zak deseni izliyor ve 
her birinde yine çeşme bulunuyor. 


Bu çeşmeler aynı zamanda üç ilah fazilet; 
İnanç, umut ve hayır’a adanmış.


Ve... aşağıya inişimizi, yuvarlak alanın 
olduğu bölgede tamamlıyoruz. 
Aslında çevremiz ormanlık alan ve 
ormanın içinde de bir iki şapel ve yakının da 
harika bir göl olduğunu öğreniyoruz, 
ancak vaktimiz sınırlı. 
Biraz soluklandıktan sonra, 
yeniden yukarıya çıkıyoruz.



Merdivenlerin başında ve aşağıya inerken 
her iki yanlarda 
bulunan şapellerin içinde ise 
Hz. İsa'nın çarmıha gerilişi 
farklı tematik kompozisyonlarla canlandırılmış.

Kilise’nin arkasındaki alanda ise üç sekizgen şapel bulunuyor. Şapellerin çevresinde ise 1760’lardan kalma heykelleriyle birlikte dört barok çeşme yer alıyor. 

Kilise ve merdiven çevresi 19. Yüzyılda kamulaştırılmış ve park haline getirilerek çok zarif bir peyzaj düzenlemesi yapılmış. Ortalıkta gereksiz hiçbir şey görmüyorsunuz, her yer pırıl pırıl ve tertemiz.  Kuş sesleri arasında, doğal havayı soluyacağınız bir kafeterya da mevcut. 
Biz, zamanımız kısıtlı olduğu için, yada her dakikayı boş geçirmemek adına kendimize bu tür keyif anlarını israf gördüğümüz için kafeye oturamıyoruz, ancak geniş vakti olanlar için kilise alanındaki park kafe’nin yeri çok güzel anımsatmış olalım. Ola ki daha genişçe vakitlerde buraya gelirseniz eğer, bizim için de bu keyfi yaşayın olur mu! :)

Ayrıca çevrede çok sayıda spor yapan insanları görüyoruz. Hem ormanın içinde, hem de merdivenlerde, koşanlar, meditasyon yapanlar. Burada spor yapan insanları görünce bir anısmatmada bulunayım size. Braga spor alanında da çok gelişmiş bir şehir ve pek çok ünlü spocular yetiştirmiş. Braga, Stadı ile de meşhur. Şehir geniş golf sahaları ve tenis kortları, olimpik havuzlara da ev sahipliği yapıyor. 
Dinsel temalar çok olsa da din burada yaşayan halkı baskılamamış, geleneklerine bağlı, gelişmiş bir halk ve aydınlık bir şehir görüyoruz karşımızda. 
Bom Jesus Katedrali’ne yaptığımız gezinin ardından artık şehri gezebiliriz.

Braga’da önce araç içinde şöyle bir 
şehir turu yapıyoruz, 
elimde kamera, araç içinde de olsa 
çekim yapmayı ihmal etmiyorum..


Portekiz'in devrimci 
- yurtsever ve enternasyonalist - lideri 
Francisco Salgado Zenha Anıtı
1923-1993


Braga'da geniş meydanlar ve bulvarlar 
dikkatimizi çekiyor. 


Portekiz Cumhurbaşkanı'nın Heykeli
General - Manuel Gomes da Costa
(1863 - 1929) 

Kısa şehir turundan sonra, otobüsümüzden iniyor ve 
tarihi kapıdan geçerek şehre adımımızı atıyoruz.

Arco da Porta Nova

Şehrin en görkemli caddesinden başlayarak 
serbest tur kapsamında Braga'yı keşfe hazırlanıyoruz. 
Şehir kiliseler, şapeller ve katedrallerle ve 
muhteşem barok tarzı yapılarla bezenmiş...
Şimdi bu şehrin sokaklarında kaybolma zamanı ;)


Braga'nın renkli çinilerle kaplı tarihi evleri çok şirin..
Geleneklerin ve folklorun korunduğu şehirde yapıların çoğu oldukça eski ancak hiç biri harabe değil! hepsi bakımlı, rengârenk çinilerle kaplı evleri, kontrast renklerde ferfoje balkonları, renkli kapıları ve dantel perdeleri ile Braga’nın şehir atmosferi çok güzel. 

Parke taşlarla döşenmiş daracık sokaklar ve bu sokaklara açılan bulvarlar ise bizi, zaman tüneli içinde yolculuklara çıkarıyor. Sanki elinde gitarı ile serenat yapmaya gelen bir delikanlı o an karşımıza çıkıverecekmiş gibi …

****



* * * * *


Kapılardaki detaylar harika...


Tarihi yapı aynı zamanda bir müze. 
Avludan geçip, içeriye şöyle bir bakıp çıkıyoruz. 
Daha görmek istediğimiz çok yer var.. 
Zaman bizimle, biz ise zamanla yarışıyoruz :) 


Sokaklar, tarihi yapıların ve heykellerin arasında 
gösteri yapan sokak çalgıcılarının performanslarıyla 
buram buram sanat ve tarih kokuyor.
Kemanın sesi içimizi titretiyor...


Ve... Braga sokaklarını dolaşırken, coşkuyla yaklaşmakta olan kalabalık bir grup öğrenciyi, ellerinde flamalarla geçerken görüyoruz.  Rengârenk spor kıyafetleriyle, her yaş grubundan gençler, özgürce yürüyorlar… Bir yandan da yüksek sesle, sloganlar atarak ilerliyorlar. Yürüyüşe katılan gençlerin hepsinde de spor kıyafetler var. Bu bir etkinlik ya da geleneksel bir kutlama olmalı! Anlaşılan, Braga'da cümbüşlü bir güne denk geldik... 
Sanat her daim.. 
harika karakalem çalışmaları..

Küçük küçük vitrinler, hediyelik eşya satan dükkânlar, 
seramik işler, keten ve ajor üzerine el emeği ürünler, 
danteller... hepsi açık alanlarda sergilenmişler.  


Braga, genç nüfusa sahip, 
sokaklar cıvıl cıvıl... 


Bir de Braga’da müzik aletleri satan 
pek çok dükkân görüyoruz.   
Öyleki, bu bölgede, özellikle viola ve dört telli 
küçük bir enstrüman olan Cavaquinho "Cavaco"
(kavakiinos) üretimi yapılmakta imiş. 


Ne güzel, geniş geniş meydanlar... 
her yer yemyeşil...
insanlar huzurlu ve gayet rahatlar..
stres yok, trafik kaosu yok..

Cumhuriyet Meydanı
Braga’nın ana meydanı olan -Praça da Republica- Cumhuriyet Meydanı, katedraller, kilseler, çeşmeler ve haçlı yapılarla eski ve yeni şehri birbirine bağlıyor. 
Ve o gençler şehrin en geniş meydanında 
toplanıyorlar. Hiç bir taşkınlık yok. 
Ne toma, ne büber gazı :)


Braga Katedrali ve çan kulesindeki detaylar...


Church of Santa Cruz - Kutsal Hac Kilisesi 
Santa Cruz Katedrali

Praça da Republica 
(Cumhuriyet Meydanı)

Braga'nın Cumhuriyet Meydanı'nda benim de bir hatıra fotoğrafım olsun diyorum
Güneş ise tam tepemizde  :))

Bugün günlerden Pazar ve Braga’da bir etkinlik var. 
Bunu da bu meydana gelince öğreniyoruz.
( Vinho Verde Fest: 2.3.4 Junho 2017
( Sonradan fark ediyorum ki, festival duyurusu
Oturduğum havuzun çevresinde de yazıyor.)


Katedralin üstündeki heykeller 
büyük bir ustalık işi
ve tek kelime ile şahane..
*  * * * *
Şimdi biz, Şarap Festivalinin yapıldığı 
etkinlik alanına doğru gidiyoruz...



Festival alanının çevresindeki parkta ise
böyle de uyuyan bir güzel var ;)
yoksa sızmış mı dersiniz !
:))


Standlar hazırlanıyor...Yeşil Verde Şarapları kasalardan çıkarılıp, tezgahlara konuyor. Küçük barlar, hafif atıştırmalıklar... birer birer ortaya çıkıyor. Öyle sanıyorum ki, festivalin son gününde açık havada  müzik eşliğinde şenlik olacak.. ancak biz birazdan Guimares'e gitmek için yola çıkacağız!
Esin Bozdemir

6 yorum:

  1. Bir önceki yazıya yorum yazmaya hazırlanırken yetişemediğimi fark ettim. Çok güzel, detaylı bir anlatımdı Zevkle, merakla okudum. Öncelikle İspanya görmek istediğim bir yer olurdu.Tek tercih yapsam İtalya derdim. Avusturya ikinci sırayı alırdı.
    Yazılarınızda insanın hayal gücünü de zorluyorsunuz. Ne iyi oluyor.
    Yeni ufuklara sağlıkla...
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Makbule Abalı,
      Ben de sıcağı sıcağına gezip gördüğümüz yerleri yazmak istedim. Onca gözlem, fotoğraf ve biriktirdiklerimiz...ancak paylaşınca bir anlamı var, hem paylaşayım ki hafifleye-bileyim :) İspanya ve Portekiz ilk kez gittiğimiz ülkeler. Özellikle Akdeniz'de Endülüs Medeniyetlerinin izini sürmek istedik, çünkü ilgimizi çeken bir konuydu bu! Ancak size katılıyorum İtalya'da çok güzel bir ülke, Avusturya da öyle.. Değerli düşünceleriniz için çok teşekkür ederim Makbule Öğretmenim. İnşallah, sağlıkla hep birlikte gönüllerimizce nice günlere diyelim.. Sevgiyle, esenlikle kalın...

      Sil
  2. Jose Saramago'nun memleketi. görmeyi arzuluyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Mehmet Bilgehan Merki,
      Saramago ve Lizbon/Portekiz
      Anımsattığınız için çok teşekkür ederim Mehmet Bey.
      İnşalah en kısa zamanda Portekiz'e gidersiniz.
      Esenlikle, iyi çalışmalar dilerim..

      Sil
  3. Tadını çıkarta çıkarta her fotoğrafta kaybolarak okudum. Böyle şehirlere bayılıyorum, tarihi evler, ayrıntılar. Hele 7 heykeller. Fotoğrafçı amca favorim oldu, tab edip de vermesi başka güzel, makina başka, siyah beyaz fotoğraf başka güzel :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Handan,
      Bizim için de 'fotoğrafçı amca' nostaljik bir hatıra oldu.Yaşadığımız o anlara apayrı bir renk kattı. Heykeller müthişti gerçekten... Tarihi dokular, sanatla bütünleşince ve verdikleri güzel mesajlarla da
      çok daha başka bir derinlik kazanıyor. Esenlikler diliyorum sevgili Handan..

      Sil

Related Posts with Thumbnails