25 Nisan 2014 Cuma

CAMILLE CLAUDEL'in dramı ve Rodin'in heykelleri...


Topluma mal olmuş, kimi yaşarken değeri bilinmemiş, kimi ise haksız övgülerle taçlandırılmış, kimi hayata veda ettikten sonra değeri anlaşılmış kayıp giden nice hayatlar vardır… Onlar ki sanatçılardır, dehalardır, liderlerdir… Ve bu sıra dışı insanların hayatları, sizleri bilmem ama benim son derece ilgimi çekmektedir.  Çünkü onlar farklı bakış açıları, dahiyane düşünceleri ile geleceği aydınlatmışlar, ardından unutulmaz izler bırakmışlardır.

Bu yüzden biyografi üzerine yapılmış, inceleme -araştırma kitapları ve romanları okumak ve ayrıca  tiyatroya ve sinemaya uyarlanmış görsel izlenceleri seyretmek en keyif aldığım anlardır.
Güneşin olmadığı soğuk ve puslu havalar ki, ben onları keyifsiz günlerden diyorum… işte öyle bir gündü dün! hava belki çok soğuk değildi ne de olsa bahar ayındayız, ama yağmur öncesinin iç sıkıntılı, kara bulutlu havası beni; ‘işte tam da zamanıdır film izlemenin…’ moduna getirdi..

Ve neredeyse film saati kadar fazlaca abarttığım bir araştırma süzgecinden sonra da, Camille Claudel ’in biyografi filmini izlemede karar kıldım. Açıkça söylemek gerekirse tanımadığım bir şahsiyetti kendileri..  ama bir başka isim vardı ki Camille ile birlikte anılan, işte o hepimizin bildiği bir heykeltıraş idi. O ki  özellikle bizim ülkemizde ‘düşünen adam’ heykeli ile bilinen dünyaca ünlü heykeltraş Rodin idi.
Rodin ile öğrencisi ve sevgilisi Camille Claudel
(Görsel: buradan)
Filmin kısaca konusu;
‘Sevgilisi Auguste Rodin tarafından terk edilen Camille, yaşadığı çaresizlikle umutsuzluğa sürüklenmiştir. Durumu gitgide kötüleşen Camille ailesi tarafından Fransa'nın güneyinde bir akıl hastanesine yatırılır. Fakat ailesi onun heykel yaparak hayata tutunduğunun farkında değildir. 30 yıl kapalı kaldığı hastanede hem sanattan uzak kalmış hem de farklı olduğu için toplum tarafından dışlanmanın çaresizliğini yaşamıştır. Erkek kardeşi Paul'un ona umut verecek ziyaretini beklemek kapalı kaldığı bu hastanede tek dayanağı olmuştur.’
Filmin sonu ne yazık ki son derece hüzünlü…
Ama bir de şu can alıcı tespit vardır ki o da, en ünlü sanat eserlerinden biri olan ‘Düşünen Adam’ heykelinin asıl mimarının bilinenin aksine  Camille Claudel olduğudur. Ve Caludel’in hayatına dair edindiğim bu kısa bilgi dahi araştırmalarım sonucunda seçimimin doğru olduğuna inandığım bir kararlılıkla bu filmi izlemeğe yöneltti beni. (Görsel: buradan)
Ve hem Cameille’nin hayatını canlandıran Juliette Binoche’in başarılı oyunculuğundan hem de Cameilla’nın hayatından oldukça etkilendim. Oldukça dramatik ve düşündüren gerçek bir yaşam hikayesi… Tarihe baktığımızda, insanların ama özellikle bazı insanların ne kadar çok acılar yaşamış olduklarına bu filmi izledikten sonra bir kez daha tanık oldum. 

Filmden bir replik..
"Yetenek bedelini ödetiyor; ne yaşam, ne acı… Sanat kabiliyeti son derece tehlikeli bir kabiliyettir, çok az kişi   direnebiliyor buna. Sanat zihnin daha çok vahim becerilerini hayal gücüne ve hassasiyete hitap eden bir şeydir. Bu da bir insanın dengesini kolayca bozabilir…"
Camille Claudel'in hayatı ve Rodin'le olan ilişkilerini konu alan film ilk kez  1988 yılında beyaz perdeye aktarılır. Gerard Depardieu ve Isabelle Adjani'nin başrollerini paylaştığı film, iki adet 'Oskar' Akademi Ödülü kazanır. Claudel’in yaşamını anlatan 1988 yapımı film, 2 Oscar dışında 1989’da (en iyi film ve en iyi kadın oyuncu ödülleri de dâhil olmak üzere) beş tane César Ödülü ve aynı yıl Berlin Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülünü de alır. İki adet Akademi Ödülü (Oscar Ödülü) alan...
Ve 2013 yılında da Bruno Dumont  Yönetmenliğinde, Juliette Binoche, Jean-Luc Vincent ve Emmanuel Kauffman’ın başrollerinde bir kez daha sinemaya uyarlanan filmin adı olmasaydı, Camille Claudel’i tanıyıp hatırlayacak mıydık?
Belki de film bu kadar çok ödül almasaydı, Camille’in adı yine unutulmuşlar arasında kalacaktı. Gerek  Bruno Nuytten tarafından yönetilen ve başrollerini Isabelle Adjani ile Gérard Depardieu’nün oynadığı film, gerek ise Bruno Dumont  Yönetmenliğinde, Juliette Binoche, Jean-Luc Vincent ve Emmanuel Kauffman’ın başrollerinde bir kez daha sinemaya uyarlanan filmi olmasaydı, Camille Claudel’in yaşamını ve gizlerini bilemeyecektik.

Claudel'in hayat hikayesi o kadar sert ve yürek yakıcı ki, yaşamını yorumlama teşebbüssü dahi insana acı veriyor..

“Hayatını çamura, taşlara, kendisine asla arzuladığı gibi sevmeyecek olan ‘dilsiz’ bir erkeğe adamış, sevilmeme takıntısı yüzünden akıl hastanesine tıkılmış ve ömrünün son otuz yılını orada tüketmiş bir kadının hayatı...." (kitaptan)
Filme konu olan romanı ise Camille’in erkek kardeşinin ikinci kuşak torunu Reine-Marie Paris kaleme almış.

Ve Sanat iyi ki varsın dedim...  ve tartışmasız sinemanın büyüsüne bir kez daha şapka çıkardım.
Sonrasında mı! bir dizi de  Cameilla’nın hayatı üzerine araştırma yapıp ardından;  

Başarılı kadınları hazmedemeyen erkekleri ve asıl kadınlar üzerinden kurdukları hegemonyadan tutun da, kadınların içsel dünyalarındaki çalkantılarına, acılarına, ruhsal çöküntülerine kadar… Kadını sürekli 2. plana atmak isteyen zihniyetin köklerinin ne kadar uzun olduğuna… dini kullanarak kadınların nasıl istismar edildiğine..vs..  kafa yordum
J (bu arada genelleme yapmak da değil niyetim.. ‘istisnaları’ bunun dışında tutuyorum! Ama velâkin ‘istisnaların’  ne denli az olduğu gerçeğini de göz ardı edemiyorum!)  
Filimin yapım yılı: 2013 - Fransa   
Türü: Biyografi Filmleri, Dram Filmleri - Yönetmen: Bruno Dumont   
Oyuncular: Fransız sanatçı Camille Claudel'in gerçek hayat hikayesinden uyarlanan filmin başrolünde Juliette Binoche yer alıyor. Ve Jean-Luc Vincent, Emmanuel Kauffman
Ve bu filmi kesinlikle izlemenizi öneriyorum. Çünkü olağanüstü yetenekleri olan bu  sıra dışı insanların yaşamından alacağımız dersler olabilir. Bir dâhi sanatçı olarak onun hayatını mercek altına alırken  eserleriyle takdir etmenin ötesinde; onu bir insan yalınlığında değerlendirebilir ve bu bakış açısında filmi izleyebilirsiniz.

"Bir avuç toprağı yoğurmayı bile bilmeyenler. 
Duygusuz yavan insanlar. 
Bu benim ruhum en kutsal varlığım...
Bunlar çalışma saatleri. 
Ruhumun yandığı saatler. 
Siz yiyip içerken, dalga geçerken, 
oburca tıkınırken, ben heykelimle yalnızdım..
Ve yavaş yavaş akan benim hayatımdı..
Bu toprağın derinliklerine kanımı akıtıyordum..."

Camille Claudel
*****
Camille Claudel Biyografisi
(1864-1943) Fransız heykeltraş ve grafik sanatçısı
 
Camille Claudel, 8 Aralık 1864 yılında  Fransa'nın Aisne bölgesinde doğdu. Hali vakti yerinde bir ailenin ilk çocuğuydu. Babası Louis Prosper, bankacı, annesi Louise Athanaïse Cécile Cerveaux ise oldukça varlıklı katolik bir aileden geliyordu. Camille küçükken aile, Villeneuve-sur-Fere'ye taşındı. Küçük erkek kardeşi Paul Claudel 1866 yılında burada doğdu.
Küçüklüğünden beri taş ve çamurla oynama merakı, geleceğin yetenekli heykeltraşının kaderini de belirledi. Annesi hiç bir zaman kızının sanat aşkını onaylamasa da babası maddi manevi hep Camille'nin en büyük destekçisi oldu ve heykel eğitimi alması için 1881 yılında Paris'e taşındılar ve Academie Colarossi'de heykeltraş Alfred Boucher'den ders almaya başladı. O tarihte kadınların, büyük sanat akademilerinde eğitim alması yasaktı, kız öğrenciler büyük sanatçıların özel atölyelerinde ders alıyordu. Rodin'le de tanışması böyle oldu. Bir grup genç kadın sanatçıyla birlikte Rodin'in atölyesindeki heykel derslerine katılmaya başladı (1883). Camille'nin üstün yeteneği ve etkileyici kişiliği onu diğer öğrencilerden ayırdı ve Rodin'in gözdesi ve ilham kaynağı bu genç kadın bir süre sonra sevgilisi ve en büyük rakibi olacaktı.
Camille'yle ilişkisi başladığında Rodin, Rose Beuret'le yirmi yıllık evliydi. Evliliği pek iyi gitmiyordu. Camille'yle olan yakınlaşması ikisi içinde bir dönüm noktası oldu. Birlikte bir çok işe imza attılar.

Rodin bu tarihlerde büyük eseri ''Cehennemin Kapıları''nı yaptı. Camille'in etkileri açıkça gözlenen eserin büyük çoğunluğunun Camille'ye ait olduğu rivayet edilir. ''Cehennemin Kapıları'' ilk değildir tabi, Rodin sanatçının bir çok eserini sahiplenmiştir.
Bu süre zarfında yeteneği Rodin'den çok daha üstün olmasına rağmen hep onun gölgesi altında kalmış olan Camille, bir de gayrimeşru birlikteliğinden hamile kaldı. Ama geçirdiği bir kaza sonucu bebeğini kaybetti ve bu büyük depresyonlarının da başlangıcı oldu.
Böyle bir yaşam tarzının hoş karşılanmadığı o tarihlerde annesi Camille'yi reddetti ve Camille evden ayrılmak zorunda kaldı. Zaten annesiyle arasında küçüklüğünden beri, Camille'nin sanat aşkı yüzünden çatışmalar vardı. Böylece Rodin'le birlikte yaşamaya başlayan Camille, 1898 yılına kadar Rodin'le fırtınalı aşk ve sanat yaşamına devam etti. Bu aşk tutkulu olduğu kadar da yıpratıcı oldu Camille için. ('Cehennemin kapıları' görsel buradan)
'kadın bir dahiydi'
Rodin'in kadınlara karşı olan kaba tavrı ve Camille'yi kendine en büyük rakip olarak görmesi, şiddetli kavgalara sebep oluyordu. En sonunda bir yol ayrımına gelen Camille, yoluna tek başına devam etme kararı aldı ve Rodin'i terk etti. Ama bu ayrılık Camille için oldukça acılı bir dönemin de başlangıcı oldu. Bu dönemde en büyük eserlerini verdi. ( ''Vals'', "Clotho", "Olgunluk Çağı", "Kayıp Tanrı", "Geveze kadınlar", "Sakuntala"). 1903'ün başında Salon d'Automne'da eserleri sergilendi. Ünlü sanat eleştirmeni Octave Mirbeau'nun da dediği gibi 'kadın bir dahiydi'. Eserleri büyük hayranlık topladı. Erken dönem işlerinde Rodin'in etkisi görülmektedir.



Ancak Rodin'le ayrıldıktan sonra sanatı, daha özgür kalmış klasik heykelden uzaklaşarak Art Nouveau'ya yaklaşmıştır. ''Olgunluk Çağı'' isimli eserinde Rodin'le olan ayrılığınının tüm acılarını yansıtmış olan sanatçı ayrıca heykelde oniks materyalini ilk kullanan isimdir. (Bkz. artwork )



Görseller: buradan

Dehası, heykellerinde duyguyu oldukça başarılı yansıtmasında kendini ele verir. Heykele ruh veren sanatçı olarak tanınan Camille için tüm kıskançlığına rağmen Rodin şöyle der;'
"Ona altını nerede bulacağını söyledim. 
Ama bulduğu altın kendi içindeydi”.
Camille 1898’den sonraki döneminde, hem bir kadın sanatçı olarak yaşadığı yüzyılı, hem de özel hayatındaki sorunları göz önüne alındığında, pek çok bakımdan yalnız kaldı. En büyük destekçisi babasını kaybetti , ona büyük bir hayranlık besleyen erkek kardeşi de diplomat olduğu için Çin'e yerleşti. Üstüne bir de karşılamakta zorlandığı maddi sorunlar eklenince Camille’in ruh sağlığı giderek bozulmaya başladı.


( Rodin'in Camille'nin etkisi altında kalarak yaptığı heykeller.. Dikkatlice bakıldığında onların Camille'nin portleri olduğu açıkça gözlenmektedir. )

1906'da bir gece geçirdiği sinir krizi sonucu bir çok eserini parçaladı. Bir süre sonra ciddi paranoya belirtileri gösterdiği ve akıl sağlığını kaybettiği gerekçesiyle ailesi tarafından, Rodin’in de desteğiyle bir hastaneye kapatıldı. Bir rivayete göre eserlerini ve fikirlerini çalmakla suçladığı Rodin, onu daha büyük bir yetenek olduğunu bildiği için ve kendisini geçmesini önlemek için hastaneye kapatmıştı. 

Hastanede heykel yapmasına bile izin vermiyorlardı. Oysaki o, ölene kadar heykel yapmak istediğini söylemişti bir keresinde. Kardeşi Paul'a yazdığı mektupta hastanede oluşuyla ilgili şunları yazdı;



'akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok! Onların keyfine kalmış işim! Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi... Mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye, yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü. Kurtların kemirdiği birlahana gibiyim şimdi, yeni filizlenen her yaprağımı büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar...
Bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra şimdi de kendilerinin hak ettikleri hapishane hayatını bana yaşatıyorlar...
Bütün bunlar Rodin şeytanının başının altından çıkıyor, kafasında bir tek düşünce vardı zaten kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu aşmam, bunu engellemek için de yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım... Her bakımdan başarıya ulaştı işte!
Bu esaretten çok sıkılıyorum... eve hiç dönemeyecek miyim, paul?''
1920 yılında doktoru, ailesine kızlarını eve kabul etmeleri için bir mektup yazdı ama annesi ve kız kardeşi kendisine sırt çevirmişlerdi ve bu yüzden doktorun mektubuna cevap vermediler. Kardeşi Paul onu her beş senede bir hastanede ziyaret etti. Camille Claudel 19 Ekim1943 'te 30 yılını akıl hastanesinde geçirdikten sonra tek başına öldü. Çok büyük bir yetenek bahşedilmiş bu kadın, toplum ve ailesi bakımından aynı derecede şanslı olamadı. Kendisinin de dediği gibi kurtların kemirdiği bu büyük yetenek en olgun meyvelerini veremeden yok oldu.

Esin Bozdemir


Rodin ile ilgili daha kapsamlı bilgi için bkz
https://www.artsy.net/artist/auguste-rodin/works




SSM'de Rodin Sergisi (2006)




Yardımcı Kaynaklar: Camille Claudel, Auguste Rodin, buradan, buradan Görseller: Rodin Museum

12 yorum:

  1. Büyük sanatçılar aşklarıyla, acılarıyla çalkantılı hayatlar yaşayıp, böylelikle harika eserler üretirken, kaçınılmaz olarak da korkunç acılar çekip büyük bedeller ödüyorlar. Bunu, resim, heykel, sinema, edebiyat, müzik tüm dallarda önemli eserler yaratmış bütün sanatçılarda görüyoruz. Belki de bu nedenle, onların yaşamlarını tüm ayrıntılarıyla izleme fırsatını bulduğumuz biyografi türü eserleri bir çok insan ben de çok seviyorum.
    Camille Claudel ' in dramını okuyup, bir de dönüp eserlerine bakınca, yetkin ağızlar tarafından dahi olarak nitelendirilen bir sanatçının üretemeden yapayalnız geçirdiği 30 yıl için üzülürken, bir yandan da, kadın olmanın her dönemde aynı zorlukları barındırdığı gerçeği içimizi acıtıyor.
    Hem heykel hem sinema sanatı adına titizlikle hazırladığın bu güzel post için seni tebrik ediyor, kendi adıma teşekkür ediyorum

    Sevgiler Esin' cim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Asuman Yelen,
      Burada benim de özellikle üzerinde durduğum konu, kadın olmanın hele ki bu denli başarılı bir sanatçının dahi sırf kadın olduğu için çekmiş olduğu acılardır. Yaşamış olduğu yasak aşk ve hayal kırıklıkları belki ona çok özgün eserlerin yaratımında önemli bir etkendi. Ama gerek kendi ailesi gerek ise çevrenin baskılarıyla toplum dışına atılıp çok sevdiği mesleğinden de uzaklaştırılmış olması başlı başına bir cinayettir. Kaldı ki dehaların delilik düzeyinde bir ruh halinde olması son derece olağandır. Başka türlü bu derece olağanüstü yaratımlarda bulunamazlar. Rodin'den ayrıldıktan sonra hayalinde canlandırarak yapmış olduğu Rodin Büstü gerçek ötesi muhteşemdir. Kısaca kadın olmak hele ki başarılı bir kadın olmak ne acıdır ki sadece dün değil bugün de bağnaz düşüncelerin esareti altında yok edilmek istenilmektedir. Önemli mesajlar içeren bu film gerçekten izlenmeye değer.

      Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim Asuman ablacığım..
      Sevgilerimle...

      Sil
  2. Çevre etkisiyle ne yetenekler ziyan oluyor :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Sevginin Ruhu,
      Ne yazık ki...dışarıdaki kısacık yaşamında ne çok dahiyane eserler yaratmış Camille... Ama bağnaz, tutucu ve zalim ruhlu insanlar O'nu akıl hastanesine atarak ve orada heykel yapmasına dahi izin vermeyerek göz göre göre ölümüne sebep olmuşlar.. Kesinlikle filmi izlemelisiniz...Dramlarla dolu gerçek bir hayat hikayesi..

      Günümüze gelirsek, yaşam olanca hızıyla değişmiş gibi görünse de!.. kadınlarımıza biçilen değerler açısından pek de iç açıcı görülmüyor öyle değil mi!.. zinhar değil üstün yeteneklerini sergilemek, saçının teline dahi prangalar atılan kadın eş ve anne misyonu dışında eve hapsedilmek istenilmekte!..ve her geçen gün giderek artan şiddet mağduru kadınlarımız var..

      Sil
  3. Gerçek hayatların yansıtıldığı romanlar ve filmler her zaman için çok ilgimi çekmiştir ve tercih sebebimdir.
    Rodin'le ilgili bilgilerim adı ve ünlü birkaç eseri dışında yok denecek kadar azdı.
    Camille Claudel'le ilişkisinden ise haberim bile yoktu. Ne kadar sıra dışı bir hayat bu? Ne türden bir aşk? Kadın ne büyük acılar çekmiş...
    Velhasıl,çok titiz bir elemeden sonra seçtiğin ve tanıtımını yaptığın bu filmi en kısa zamanda ve büyük bir merakla izleyeceğim Esinciğim. Ellerine, emeğine sağlık. Harcadığın vakte teşekkürler...

    İyi hafta sonları dilerim. Sevgilerle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Zeugma,
      Çok etkileyici bir filmdi Zeugmacığım. Okuduğumuz romanlar, izlediğimiz filmler hele ki gerçek hayatlardan alınmışsa çok daha başka gözle yüreğimizde yer ediyor.. başarılı sunumlarda bir an dahi olsa kahramanların yerine koyup kendimizi film içinde yol alırken ve sonrasında dışarıdan bakıp sorgularken hayatı!.. insan denen canlının hangi çağda ve an'da olursa olsun aslında hep aynı ve benzer özellikler taşıdığını.. ilkel, bencil, sığ ve bağnaz düşüncelerin halen hüküm sürdüğü toplumlarda ise (maalesef şu an içinde bulunduğumuz durum gibi) hiç de öyle çağ atlayamadığımızı... ve ikili ilişkilerde de en çok mağdur olanın yine kadınlar olduğunu düşününce!... vs.. vs.. :))
      'kadınlar aklınızı başınıza alın!' dedim içimden:)) Rodin çok kızdım çokkk.(
      fazla düşünmeyeyim en iyisi :)))

      Ben 2013 en son çevrileni izledim.. Isabella Adjanin rol aldığını da izlemek istiyorum. Bu artisi çok beğenirim.
      Etkileyici bir film, izlenmeye değer. Ben teşekkür ederim Zeugmacım..
      Sevgilerimle, iyi haftasonları dilerim..

      Sil
  4. Önce çok çok teşekkür ederim, bu kadar açıklayıcı bilgiyi bir araya toplayıp bize sunduğun için. Çok etkilendim Esincim hemen filmi izlemek istedim ama youtube bende kapalı. ilk fırsatta cd sini bulmaya çalışacağım. Film bir yana açıklayıcı bilgiler beni dehşete düşürdü. Çağımızın kötülüklerini düşünürken insanoğlunun yaradılışından bu yana kötülüklerin olduğunu bilmek çok acı.
    Sanatın hapsedilmesi insanoğlunun yapacağı en büyük kötülük. Sıra dışı bir hayat, sıra dışı bir aşk, aşkın çeşitli kıskançlığı. Ayy çok etkilendim çok. Sadece Rodin'i biliyor Camille'den haberim bile yoktu.
    Teşekkürler ve çok sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Yaşamın kıyısında,
      ben de.) daha filmin konusunu okur okumaz cazibesine kapıldım.. seyredince, yaşanmış olan bu drama çok içerledim..ne de olsa hemcinsimiz! sonra dünü, bugünü sorguladım!..

      İyi ki sanat var...iyi ki sanat kurumlarımız!.. derken birer birer kapatılan/kapatılmak istenilen tiyatro ve opera salonlarımız geldi aklıma!.. ve orada durdum!..

      Kısaca film izlenmeye değer ve sonunda; kadınlar/erkekler/ilişkiler/gelişemeyen toplumlar/düşünceler/sistemler üzerine bir dizi sorgulama içinde buluyor insan kendisini...

      DVD sini alıncaya kadar önesinde ( http://www.ultrafilmizle.com/camille-claudel-1915-2013-turkce-dublaj-izle/ (farklı bir video sağlayıcı burası, bölüm bölüm izleyebilirsiniz bu siteden. her bölüm öncesinde reklam butonuna basıp 1-2 dak. sonra izlemeye başlayabilirsiniz.)

      Teşekkürler Nur Hanım
      İyi haftasonları ve iyi seyirler dilerim..

      Sil
  5. Bir sanat okulu gibi bloğun Esin. Her anlamda her yönde ve konuda.. Gerçekleri abartmadan çarpıtmadan ama son derece ilgi çekici ifadelerle ve görsellerle sunuşuna hayranım. Daha önce bildiğim bir gerçek öyküyü ilk defa dinler gibi okuyuşum da zaten bu yüzden. Eline zihnine zevkine ve tercihlerine tekrar tekrar teşekkürler ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @gülsen VAROL,
      Teşekkür ederim Gülsen Hoca'm. Sanata olan ilgim ve özellikle beni çok etkileyen, iz bırakan şeyleri paylaşmak isteğim 'izler ve yansımalar' bloğumu açma nedenim olmuştu... Ben de takibimde olan sizin ve diğer blog dostlarımızın sayfalarında gezerken aynı duygular içinde oluyorum.

      Sevgiler, saygılar ve
      iyi haftasonları dilerim Gülsen Hoca'm.

      Sil
  6. Öncelikle eline emeğine sağlık çok etkileyici ve şahane bir yayın olmuş, bende filmini izleyip çok etkilenmiş vebu kadın için gerçekten çok üzülmüştüm. Tarihde ve günümüzde kadınlar her zaman 2. sınıf insan muamelesi görmüş hala da bazı yerlerde görülüyor. Genele baktığımızda tüm başarılı insanların akıl sağlığından ve diğer olaylardan etkilenip hayata küstüklerini görüyoruz, tabi biraz naif duyarlı ve sanatçı yönlerinin getirdiği sezgilerinin güçlü olmasından da kaynaklı bir şey, tekrar teşekkür ederim paylaştığınız için, çok iyi oldu bu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Madame Savon,
      Hemcinsimiz olarak böylesine yetenekli ve sıradışı, dahi bir kadın sanatçının, yaşarken çekmiş olduğu ızdırap dolu yılları öğrenince öylesine çok üzülmüştüm ki! uzun bir müddet filmin etkisinden kurtulamamıştım ben de! Bu yazım, yayınladığım andan itibaren öylesine dikkat çekti ki! hatta geçtiğimiz yıl Rodin Müzesi'nden aradılar ve müzenin web sitesine sayfamdaki bu yazının linkini koymak istediklerini söylediler. Bu yüzden yazının altına ben de Rodin Müzesi'nin linkini koydum. Değerli yorumun için ben teşekkür ederim 'Madame Savon'. Sevgilerimle...

      Sil

Related Posts with Thumbnails