18 Eylül 2017 Pazartesi

İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ


Üzerinde yaşadığımız bu kadim topraklar; Hititler'den Lidyalılar'a, Frigyalılar'dan, Urartular'a, Romalılar ve Bizanslılar'dan Osmanlılar'a gelinceye kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu uygarlıklardan günümüze ulaşanlar, aynı zamanda insanoğlunun hangi süreçlerden geçtiğini de bizlere anlatır. ‘Kültür’ dediğimiz şey, binlerce yılın birikimiyle oluşur. Katman katman toprağın altından çıkan hazine değerindeki o eserler, bize geçmişten bir haber verir!.

Anadolu’muzu coğrafi özellikleri yanında, onu çok özel kılan da işte bu köklü kültürel zenginliğidir. Her taşın altı, hazine değerinde asırlık izlerle doludur. İstanbul Arkeoloji Müzeleri ise kültür hayatımızın temel taşlarından biridir ve bizim en kapsamlı tarihi belleğimizi oluşturur.

17 Eylül 2017 Pazar

AY VE YILDIZ BU TEPEDE BOŞUNA BİRLEŞMEDİ !



17 Eylül 1922 Bandırma'nın Kurtuluşu

Hasan Tahsin’in ilk kurşunuyla başlayan Kurtuluş Savaşımız' ın,
Bandırma Ayyıldıztepe’ de yaşanan çarpışmalarda, 
düşmana sıkılan son kurşunun atıldığı bu tepede,
savaşın zaferle sonuçlandığı gündür bugün.
Bandırma'nın 95. Kurtuluş Yılı

KUTLU OLSUN!

Esin Bozdemir



Bandırma'nın Kurtuluş Destanı 
tıklayınız

11 Eylül 2017 Pazartesi

2. Kadıköy Plak Günlerinden İzler ve Yansımalar

Kadıköy Belediyesi’nce gerçekleştirilen “Kadıköy Plak Günleri” yine bu yıl da oldukça renkli idi. İlki geçtiğimiz yıl düzenlenmişti ve biz de, tabi ki bize nostaljiyi yaşatacak olan bu etkinliğe gitmiştik. Şimdi hayatta olmayan ancak hiçbir zaman unutulmayacak ve yerleri doldurulamayacak olan o muhteşem sesleri, profesyonel dj.lerin yönetimi eşliğinde dinlerken, ruhlarımız  kanatlanmış, kulaklarımızın da pası silinmişti. İlk gün şarkılarıyla Zeki Müren, ikinci gün ise türküleriyle Neşet Ertaş anılmıştı. 
Bu yıl 9-10 Eylül günlerinde, geçen yıl olduğu gibi yine aynı yerde; Moda’da 'Kadıköy Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin bahçesinde, pek çok plaksever, plakçılarla buluştu. 25 plakçının stant açtığı etkinliğe bu yıl da ilgi bir hayli fazlaydı. Bu etkinliği düzenleyenler, “Kadıköy’ün ve İstanbul’un müzik kültürünü, müziğin ritmi içinde saklı kalan hafızasını açığa çıkartmak, plak atmosferini yaratan tüm bileşenleri bir araya getirmek hedefiyle” bu buluşmayı gerçekleştirdiklerini söylüyorlar.

24 Ağustos 2017 Perşembe

LIZBON'A GECE TRENİ - PASCAL MERCIER

‘’Bir yere gittiğimizde, kendi içimizde seyahat ederiz, hayatımızın anlamını bulmaya çalışırız, ne kadar süre sürdüğü önemli değil. ‘’ 
Son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden biri oldu “Lizbona’a Gece Treni”. Film, Pascal Mercier´in uluslararası çok satan romanından uyarlanmış. Objektif değerlendirmelerine ve yorumlarına güvendiğim kitap-okur dostların önerilerine dayanarak kitabını da almıştım Lizbona’a Gece Treninin, ama merakıma engel olamadım ve kitabından önce sabırsızlıkla DVD’den filmini izledim. Beğenilmeyecek gibi değilmiş meğer! İzleyince filmi daha iyi anladım.  Aslında bu filmi Portekiz gezimize gitmeden önce izlemek istiyordum. Ancak gezi öncesinin hummalı telaşı içinde bir de üstüne üstlük vize çıktı-çıkmadı kaygıları yaşarken, film seyretme modunda hiç değildim.‘Ama bu filmi seyahat öncesinde seyretse idim belki de bu kadar çok etkilenmezdim!’ gibi bir cümle kuramayacağım, çünkü bu film, her hali ile çok güzel!. Ancak şöyle bir etkisi olabilir o da; karşı konulmaz bir duygu içinde, yazarın ayak izlerini takip ederek Lizbon’u bir an önce görme isteği. 

22 Ağustos 2017 Salı

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim). 
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.

                                     

Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Portekiz Cabo da Roca, Cascais ve Sintra'dan izler ve yansımalar


Yola çıkmak! Yitirmek ülkeleri! Bir başkası olmak süresiz,
Yalnız görmek için yaşamaktır. Köksüz bir ruhu olmak!

Kimseye ait olmamak, kendime bile! Durmadan gitmek, sonu olmayan
Bir yokluğun peşinde. Ve ona ulaşma isteği içinde!

Böyle yola çıkmaktır yolculuk. Ama ben açık bir yol düşünden öte,
Bir şeye gerek duymuyorum yolculuğumda. Gerisi sadece gök ve toprak. (*)
Endülüs Turu kapsamı içinde Portekiz ve İspanya gezimizin birbirinden ilginç destinasyonlarını kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyorum. En son bir Ortaçağ kenti olan Obidos’u ziyaret etmiş; Obidos’un kent surları içinde konumlanmış daracık parke taşlı sokaklarında, beyaz rengin hâkim olduğu geleneksel boyalı evlerin, kiliselerin arasında dolaşmış, sıcacık konukseverlikleriyle turistleri karşılayan Obidos’lu küçük işletmecilerin harika sunumları eşliğinde, meşhur ‘Ginja’ kiraz likörlerinden içmiştik.Ve Obidos, çağlar öncesinin vakur ve aynı zamanda bizi, bir ‘Şekspir’ oyununa davet etmişcesine çok özel bir şekilde ağırlamış ve güzel izlenimlerle ayrılmıştık bu kentten. 
Bundan sonra ki rotamız Lizbon, ancak öncesinde Lizbona’a yakın iki ayrı sahil kentini ve en önemlisi de, Avrupa’nın en batı noktasına,  yani Atlas Okyanusu’nun kıyısına ‘Cabo da Rocaya gideceğiz.

12 Ağustos 2017 Cumartesi

"Feyhaman Duran. İki Dünya Arasında"

 
Sakıp Saban Müzesi’nde ilk haberini duyduğum andan itibaren gitmeyi çok istediğim bir sergiydi "Feyhaman Duran. İki Dünya Arasında" sergisi.  12 Ocak’ta başlayıp  30 Temmuz’a kadar sürecek olan sergiyi Temmuz’un son haftasında görebilme fırsatını yakalamış olmanın sevincini yaşadım. Ardından serginin 2 hafta daha uzatılmış olduğunu öğrenmek ise bu sergiyi göremeyenler adına güzel bir haberdi. 
1914 Kuşağı’nın önde gelen sanatçılarından Feyhaman Duran’ın 1000’e yakın eserinin ve kişisel eşyalarının yer aldığı "Feyhaman Duran. İki Dünya Arasında" sergisi 13 Ağustos’a kadar sürecek, yani demem o ki, serginin bitmesine son iki gün kala ‘haftasonu önerim’dir sizlere.

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Portekiz'de Bir Ortaçağ Kenti Obidos

Okyanus dalgalarını ardımızda bırakarak Nazare’den ayrıldıktan sonra, etrafı surlarla çevrili ve yüksek bir tepe üzerine kurulmuş olan Obidos kentine geliyoruz. Bir Ortaçağ kenti olan Obidos 12. yüzyıldan günümüze kadar korunmuş yapılarıyla Portekiz'in en pitoreks kentlerinden biri.  
Eski bir Kelt ve Roma yerleşimi olan Obidos’ta yaklaşık 3 bin kadar insan yaşıyormuş, nüfusundan da anlayacağınız gibi, Ortaçağ kent dokusu içinde küçük ve şirin bir kasaba burası, yerleşim ise kalenin çevresini kaplayan surların içinde kompakt bir şekilde düzenlenmiş. Bu yüzden sokaklar daracık, evler ise içiçe.

18 Temmuz 2017 Salı

'Yitik Ada'nın Öyküsü' José Saramago

Kimin aklına gelir İber'i koparıp Okyanus 'a sürüklemek, hem de Amerika kıyılarına getirip New York 'un önünü kapatma tehlikesi ile karşı karşıya bırakmak! Böylesine engin bir hayal gücü ve kurguyu uzun, şiirsel ve devrik cümleleriyle yapsa yapsa ancak Jose Saramago yapar ;)  
Portekiz'li yazar Saramago'nun uzun zamandır okunmak üzere baş ucumda duran kitabı 'Yitik Adanın Öyküsü ' nü nihayet kısa bir süre önce bitirdim. Aslında kitaba daha önce başlamış ancak o aralar, yurdışı seyahatimizin ön hazırlıkları, vize takip işleri ve bir müddette heyecan dolu bekleyiş süreçleri  yaşarken, kitaba bir türlü konsantre olamamış, gelişen sıradışı hikâyenin içine girememiştim. Neyse ki bekleyişlerimiz nihayete ermiş ve şükürler olsun ki Portekiz ve İspanya (Endülüs turu) gezimizi gerçekleştirmiştik. Artık bu geziden sonra Saramago'nun kitabını okumak daha bir heyecanlı olacaktı benim için... 

13 Temmuz 2017 Perşembe

Okyanus Dalgalarının ve Balıkçı Kadınların Şehri Nazaré

"Ruhumun olanca özgürlüğüyle bakıyorum uzaktaki o vapura ve yavaşça bir dümen dönmeye başlıyor içimde." Fernando Pessoa
Ve… Portekiz gezimizin en beğendiğim destinasyonlarından birine geliyor sıra. Araya bayram ve bir de mevsim normallerinin üzerinde seyreden kavurucu sıcaklar da girince; buharlaşmaya yüz tutan bünyeyi, siesta uygulamasına geçerek kurtarıyorum ;) bu yüzden 13.00 ve 17.00 arası kepenklerimiz iniyor ;) ancak akıllı tf.lar imdadımıza yetişiyor! böyle anlarda can yeleğimiz oluveriyor;  instagram, facebook irtibat hatları ile anında paylaşılan görüntülerle, sosyal hayat canlılığını korurken! ben de arada bir ‘yaşıyorum, hayattayım' mesajı veriyor; Portekiz müzikleri eşliğinde bir yandan Endülüs kitapları ve bitirmek üzere olduğum Lizbon’lu yazar Jose Saramago'nun 'Yitik Ada'nın Öyküsü' kitabı ile İber Yarımadasından Okyanus’a doğru seyr-ü sefere çıkıp, yanında da buzlu soğuk içecekler ve yüzüme düşen bir iki dost tebessümü ile ancak kendime gelebildiğim günlerin içinden geçerken daha fazla rehavete kapılmadan Endülüs gezimizi kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyorum. Oh!.. nokta :))) Saramago'nun etkisi bu!..uzunnnn ve devrik cümleleri okuya okuya bana da sirayet etti sanırım. Şimdi Okyanus’un dev dalgalarıyla buluşup göz kamaştıran sahillerinde gezecek ve püfür püfür esen rüzgârlarıyla da bir güzel ferahlayacağız.

7 Temmuz 2017 Cuma

Portekiz’in kutsal mekânı Fátima

Guimaraes’den sonra Lizbon’a doğru yola çıkıyoruz ama Lizbon’a varmadan önce Porto ve Lizbon arasında görmek istediğimiz bir iki yer olacak. Endülüs turumuzun içinde asıl bu geziyi renkli kılacak olan destinasyonlar ‘extralar’a tabi olan yerler. Gideceğimiz yer de extralardan biri olan Fátima. (Lizbon'a 123 km, Porto'ya ise 187 km uzaklıkta.) 
Her ülke, içinde barındırdığı farklı bölgelerin ve kültürlerin birer sentezi.  Bir ülkeyi tanıyabilmek için sadece o ülkenin bulunduğu coğrafi yapıyı görmek yeterli değil elbette! o ülkenin coğrafi yapısı ve tarihi dokusu yanında, sosyal yaşamını şekillendiren inanç sistemi, gelenek ve görenekleriyle de buluşmak gerek. Demem o ki, Portekiz gezimizin 3. gününde Hıristiyanlığın en büyük hac ve ibadet merkezlerinden biri olarak kabul edilen üstelik adını Müslüman bir isimden, Hz Muhammet’in kızı FATİMA’dan alan bölgeyi ziyaret edeceğiz.

24 Haziran 2017 Cumartesi

Portekiz'in doğduğu şehir Guimarães

Braga’dan sonra Portekiz’in eski başkenti Guimarães’e hareket ediyoruz. Guimarães, Braga’ya oldukça yakın mesafede. Etrafı yemyeşil dağlarla çevrili Guimarães, tarihini korumuş ve tarihiyle bütünleşmiş bir kent olduğunu, daha kente girdiğimiz andan itibaren hissettiriyor bize. Braga’da olduğu gibi Guimarães’da da, geniş meydanlar karşılıyor bizi. 
Guimarães’in bugüne kadar korunmuş olan tarihi dokusu yanında en önemli özelliği Portekiz’in kuruluşunda oynadığı rol. 

19 Haziran 2017 Pazartesi

Portekiz'in İnanç Merkezi Braga

Portekiz gezimizin ikinci durağı, Porto’ya yaklaşık 45 dakikalık bir mesafede Portekiz’in kuzeyinde yer alan Braga şehri, eski adıyla “Bracara Augusta”. Şehir Bracari adında bir Kelt Kabilesi tarafından kurulmuş, daha sonra ise Romalılar tarafından işgal edilen bölge, 11. yüzyılda ülkenin dini başkenti ve büyük bir başpiskoposluğun merkezi haline gelmiş. Avrupa’nın güneybatısında, İber Yarımadası üzerinde yer alan ve Portekiz’in en büyük 3. şehri Braga’da bu yüzden oldukça fazla kilise ve katedral bulunuyor.  
Dini inançlarına ve geleneklerine bağlı olan halkın koyu bir Katolik olduğunu öğreniyoruz.  Avrupa’nın en çok kilisesine sahip olan Braga, geçmişinde olduğu gibi bugün de Portekiz’in inanç merkezi olarak kabul ediliyor. Şehrin tarihi ise bir hayli eski. Milattan önce 21. Yüzyılda kurulmuş olan şehrin,  İber Yarımadasının Hristiyanlaşmasında büyük rol oynadığı biliniyor.

14 Haziran 2017 Çarşamba

Porto'dan izler ve yansımalar

Hindu dininde gezginlerin koruyucu bir tanrısı varmış İndra. O bir gence diyor ki; “düş yollara, yolculuk insanın insan olmaktan kaynaklanan kusurlarını giderir, yeni ufuklar açar. Yolculuk yapmayana mutluluk yoktur." 
Üstelik gezince insan, yaşadığı rutin hayatın dışında pek çok yaşamlara tanıklık ediyor. Farklı coğrafyalar, farklı kültürler, farklı hayatlarla buluşunca dünyaya bakışı da değişiyor! İnsan her yerde hep aynı insan, ama insanı diğerlerinden farklı kılan en önemli özelliği bilinci. Akıl ve mantık süzgecinden geçmiş bilinçli toplumlarda hayatın seyri de değişiyor. Sanata, tarihe, doğaya, insana tüm canlılara, kısaca hayata verilen değerle o şehirler, kentler, köyler bambaşka bir çehreye bürünüyor. Ayrıca gezerken, pek çok şeyi gözlemleme fırsatı buluyorsunuz, aynı zamanda kendi coğrafyanızla da kıyaslama yapıyorsunuz doğal olarak. Görmenin, duyumsamanın da çeşitli biçimleri var. Eğer ki çok iyi bakarsanız etrafınıza, bir dolu gözlem ile pek çok bilgiye, kaynağa da sahip oluyorsunuz.  Anılar hanenize ise yenileri ekleniyor. Demem o ki, yeni yerler görmenin artıları bir hayli çok. 
Related Posts with Thumbnails